Arzu ve Kaygı

7 Mayıs Pazar günü Saint Joseph Lisesi’nde gerçekleştirdiğimiz çalışma günü için hazırladığım argümanı paylaşıyorum.

Dişi peygamberdevesi çiftleştikten sonra eşinin kafasını kopararak yer. Lacan bundan yola çıkarak şöyle bir alegori kurar: Bir peygamberdevesi maskesi taktığınızı ama bunun dişi bir peygamberdevesi maskesi mi yoksa erkek bir peygamberdevesi maskesi mi olduğunu bilmediğinizi farz edin. Size yönelmiş dev bir dişi peygamberdevesi karşısında onun sizden ne istediğini bilmediğiniz ölçüde kaygılanırsınız. O benden ne istiyor? Che Vuoi? Öteki’nin arzusunu bilememek hiç de hafife alınacak bir durum değildir.

Öteki’nin kendisiyle ilgili arzusunun belirsizliği karşısında özne kaygılanır. Öteki’nin arzusu belirsizdir, kaygı ise kesindir. Kaygı, partnerin aşkını kaybetmekle, kaybetme ihtimaliyle ilgili olduğu kadar, Öteki’nin arzusunun nesnesi konumuna gelmekle de ilgilidir.

“Arzu, Öteki’nin arzusudur” der Lacan. Bu iki anlama gelebilir. Birincisi, özne, Öteki tarafından arzulanmak ister. Öznenin arzusunu uyandıran şey, Öteki’nin sıklıkla gizemli olan arzusudur. Bu, öznenin bir işaret koymasını, dünyada bir şeyler yapmasını sağlar, arzusuna hayat verir. İkincisi, özne kendi arzusunu Öteki’nin arzusunda modelleyerek, Öteki’nin arzusunu kendininmiş gibi kabul eder.

Öteki’nin arzularını özümsemek, arzu oluşumunun kaçınılmaz bir özelliği olsa da bu, arzumuzun aslında pek de bize ait olmadığı anlamına gelir. Bazen en kişisel ve özel olduğunu düşündüğümüz şeyler, başka bir yerden, dışarıda bir kaynaktan, ebeveynlerimizden gelmiş olabilir.

Peki bu Öteki’leri bertaraf etmek mümkün mü? Öteki’nin dolayımından geçmeden arzudan bahsetmek mümkün olmasa bile, başka türlü bir arzu olabilir mi? Tüm bu sorular ve daha fazlası hakkında düşünmek üzere sizleri 7 Mayıs’ta Saint Joseph Lisesi’nde gerçekleştireceğimiz çalışma gününe davet ediyoruz.

Görüşmek üzere!



Yorum bırakın